Çikolata

image.jpeg
Fotoğraf: Sossusvlei, Namibya.

Nihad Çetin çocukluğumun en renkli simalarından biriydi. Kahkaha demekti onunla olmak. Sürekli fıkralar, hikayeler anlatıp neşe saçardı çevresine. Beş parmağında beş marifetti. Aruzla şiir yazar, mükemmel karikatürler çizerdi. Görsel sanatlarla ilgilendiğimi duyunca tavsiyeler ve örnek çizimler dolu bir yaprak hediye etmişti, farklı yönden tamamen farklı gözüken şekiller içeren. Bir taraftan baktığınızda sakallı olan bir adam, çevirince bir eşeğe dönüşüyordu. 😊

İnanılmaz bir taklit yeteneğine sahipti. Meğer Yüksek Muallim Mektebi (Yüksek Öğretmen Okulu) döneminde hocalar sınıfa gelmeden önce kürsüye çıkıp onların taklidini yapar, insanları kahkahaya boğarmış. O zamanın ünlü mizah yazarı Burhan Felek bir kere konuşmacı olarak çağrılmış okula. Felek konuşması sonrası merak etmiş, “Yok mu aranızda mizahen yetenekli bir arkadaşınız?”. Herkes bir ağızdan “Nihad” demiş. Nihat Amca çıkıp bir fıkra anlatmış. Sonra yetmemiş bir tane daha. Bir tane daha. Sonunda “Şeyh-ül Muharririn” (Yazarların Üstadı) ünvanına sahip olan Burhan Felek kahkahalar atarak sormuş:

“Sizde böyle bir yetenek varken beni neden çağırdınız Allah aşkına?”

Bir başka sefer, yakın bir arkadaşlarını gardan toplu olarak askere uğurlarken Karadenizli taklidi yaparak havayı yumuşatmaya çalışıyormuş Nihad Amca. Tesadüf bu ya, Karadeniz ağzını duyan bir Trabzonlu çıkagelmez mi?

Adam sormuş:

“Uşağım, sen nerelisun?”

Nihad Amca bozuntuya vermemiş:

“Trabzon’danım.”

“Uyy, ben da oraliyum. Trabzon’un neresindensun?”

Nihad Amca hemen her şehirde bir Cami-i Kebir olduğunu düşünerek “Çami-i Kepir’denüm, dayı.” diye cevaplamış.

Olacak şey değil ama adam bu mahalleye çok yakın bir yerde oturuyormuş. Aileyi sorgulamaya başlayınca arkadaşları bakmışlar iş ciddileşiyor, Karadenizlilerle şaka olmaz, adam silah taşıyor olabilir hatta dalga geçildiğini anlarsa çekip vurabilir, Nihad Amca’yı bu tehlikeli sohbetin içinden çekip almışlar… 😊

Nihad Amca Cumhuriyetle yaşıt, 1923 yılında Amasya’nın Gümüşhacıköy kazasında doğmuş. Edebiyata yatkınlığı aileden geliyor: Annesi meşhur halk şairi Gevheri’nin torunuymuş. Anadolu’yu arşınlamış çocukluğunda. İlkokulu Gümüşhacıköy’de, ortaokulu Niğde’de, liseyi Yozgat’ta bitirmiş.
 
Aynı babam gibi o da ailesinin arzusuyla önce istemediği bir bölüme, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptırmış. Sonra ailesinin itirazına rağmen, kalbinin sesini dinleyip Yüksek Muallim Mektebi’ne yazılmış. Burada okurken İstanbul Üniversitesi Türkoloji Bölümü’ne girmiş, ayrıca Fransız ve Arap-Fars Filolojisi’nin derslerini dinleyici olarak takip etmiş.
 
Nihad Amca babamın Yüksek Muallim’den arkadaşı. Dile kolay 45 sene dost kaldılar. Bu örnek gösterilebilecek bir dostluk. Yarım asır birbirlerine tek bir kötü söz söylemeden.

1948’de Yüksek Muallim’den mezuniyetinden sonra, Adana Düziçi Köy Enstitüsü’nde babamla yolları yine kesişmiş. O dönemden kalma siyah beyaz fotoğraflara bakarken insan kendinden hep büyük biri olarak görmeye alıştığı babasının ve yaşıtı dostlarının herkes gibi zamanında ne kadar genç olduklarını fark ediyor.
 
Nihad Amca 1953’de İstanbul Üniversitesi Arap-Fars Filolojisi Kürsüsü’nde asistan olmuş. Babamla aynı sene. Adeta karbon kopya bir hayat onlarınki.

Asistanlık yıllarında iki kafadar devlet bursuyla Paris’e araştırma yapmaya gidiyorlar arşivlerde. Aynı evde kalıyorlar. Nihad Amca’nın kötü bir huyu var. Fosur fosur sigara içiyor. Babam ise bundan çok rahatsız, en yakın arkadaşının sağlığını bu denli hiçe saymasını hazmedemiyor. Bir gün çikolataya olan düşkünlüğünü bildiği dostuna diyor ki:

“Nihad, bırak şu mereti. İçmediğin her gün sana bir kutu çikolata.”

Birinci gün geçiyor, Nihad Amca içmiyor. Çikolata. İkinci gün geçiyor. Çikolata. Ama birkaç gün sonra dayanamıyor, evde banyoya girip pencereyi açarak gece babamdan gizli gizli tüttürüyor. Babam her akşam elinde çikolata paketi eve gelmeye, Nihad Amca da banyoda sigara içmeye devam ediyorlar.

Birkaç hafta geçiyor. Nihad Amca büyük azap içinde. Dostuna sigara içtiğini söyleyemiyor, kızacak diye; ama o söylemedikçe de çikolatalar gelmeye devam ediyor.

Sonunda bir gün dayanamıyor, “Bekir” diyor, “Sen her gün bana çikolata getiriyorsun ama ben bunları hak etmiyorum. Vicdan azabı çekiyorum çünkü her gece senden gizli haftalardır sigara içiyorum.”

“Biliyorum” diyor babam tebessüm ederek. “Sen banyoda sigara içeceksin de ben sigara kokusunu alamayacak mıyım? İlk akşamdan beri biliyorum”

“Nasıl olur?” diyor şaşkınlık içindeki Nihat Amca. “Madem biliyordun neden söylemedin Bekir? Ben ne zamandır acı çekiyorum sana söyleyemedim diye.”

“Öğrensen eskisi gibi rahat rahat içmeye başlayacaktın. Hiç olmazsa böylece daha az içiyordun.”

Sonra memlekete dönüyorlar. Nihad Amca 1964’de doçent, Eski Arap Şiir adlı eseriyle de 1971’de profesör oluyor. Bir dönem babamdan önce Yüksek İslam Enstitüsü’nde müdürlük yapıyor, 1953’den 1986’ya kadar Milli Eğitim Bakanlığı’nın çıkardığı İslam Ansiklopedisi’nde çalışıyor. Söylemeye ne hacet, babamla birlikte.

Bu arada, İstanbul Üniversitesi’nde biri Yeniçağ Tarihi biri Arap Filolojisinde hoca olarak kader yoldaşlığı yapıyor, tatillerini ailecek birlikte geçiriyorlar.

1982’de İstanbul Üniversitesi Senato üyesi ve Arap Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı başkanı, 1983’de Doğu Dilleri ve Edebiyatları Bölüm başkanlığı’na seçiliyor.

1983’de Türk Tarih Kurumu üyeliğine atanıyor. Şarkiyat Enstitüsü’nün, 1971 yılından, sıhhatinin bozulmasıyla emekliye ayrıldığı 1990 yılına kadar müdürlüğünü sürdürüyor.
 

Nihad Amca’yı babamın vefatından bir sene kadar sonra evinde ziyarete gittiğimizde sağlığı artık iyice bozulmuş, zor konuşuyordu. Boncuk koyu kahverengi gözleri grileşmiş, yorgun bakıyordu. Hayatı boyunca içtiği sigara yüzünden konuşması sık sık öksürüklerle kesiliyordu. Sohbet sırasında bir ara bizden koptu, yakınlardaki bir defteri karıştırdı, içinden sararmış ufak bir kimlik kartı çıkartıp bana uzattı. Titreyen bir sesle: “Bekir üniversite kütüphanesinden daha fazla kitap alabilsin diye benim kütüphane kartımı kullanıyordu.” dedi. Babamın ismini zikretmek bile onu canlandırmıştı.

Nihad Amca’nın isim soyad gibi bilgilerinin olduğu minik kimlik kartında onun değil babamın fotoğrafı vardı. 😊

Bunca sene bu hatırayı saklamış, muhtemelen arada sırada babamla paylaşıp şakalaşmıştı. Ancak, artık o hayatta değildi. Gözleri buğulandı.

Çok geçmeden Haziran 1991’de Nihad Amca da Hakk’ın rahmetine ve kadim dostuna kavuştu. Babamdan tam 363 gün sonra. Ruhu şad olsun.

Onlarınki böyle içten bir dostluktu işte.

Advertisements

2 thoughts on “Çikolata

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s