İşaret, İşaret…

image

İlik nakli süreci beklenenden daha az sürmüş, toplam 28 günde eve dönmüştüm. Evin havasını teneffüs etmek, Begüm’ü ve Sema’nın Begüm’le bir ay sonra kucaklaşmasını görmek başlı başına bir motivasyon kaynağı idi.

İşaretler veya tesadüfler ise devam ediyordu. Sema’nın doğumgününde ilik nakli olmuş, nakil sonrası evde gözlerimi kendi doğumgünümde açmıştım.

Doğumgünümde iki arkadaş grubu ayrı ayrı apartmanımızın parkına gelip bize sürpriz yapmıştı. Eski iş yerimden Eurotürk Grubu yüzlerine benim bir fotoğrafımdan yaptırdıkları maske takmış, komşularımızın şaşkın bakışları altında ellerinde renkli balonlarla aşağıda dans etmişlerdi. ÖzAtaköy Grubu ise sarı-kırmızı küçük balonların eşlik ettiği kocaman beyaz bir balonu uçurmuşlardı. Balonun üzerinde “Evine Hoş Geldin Kaptan. Mutlu Yıllar!” yazıyordu. Eksik olmasınlar iki arkadaş grubu da mükemmel bir hoş geldin partisi düzenlemiş oldular. Biz ise yüzlerimizde koruyucu maskeler onlara dokuzuncu kattaki balkonumuzdan eşlik etmeye çalıştık.

Evde hazırlıklar tamamdı. Zafer Bey’in ve bize sürekli destek veren yardımcısı Türkan Hemşire’nin önerileriyle halılar ardiyeye kaldırılmış, canlı bitki ve çiçekler ağabeyim Emre’nin dairesine postalanmıştı. Bakteri, mikrop, toz barındıran her şey yasaktı çünkü. Tüm sebze/meyve sirke ile birkaç su yıkanıyor; yemek sadece günlük yapılıyor, yeniyor, kalanlar atılıyordu. İşin ilginci, mantığını başta anlamakta zorluk çeksek de, meyve suyu, yoğurt, ekmek gibi normalde evde yapılabilen yiyecek/içecekler yerine steril koşulda üretilen hazır ürünler tercih ediliyordu. Çiğ her şey yasaktı. Sadece muz ve portakal gibi kalın kabuklu meyveler tavsiye ediliyordu. Kokoreç ve sushi gibi favori yemeklerim ise yüksek risk taşıyordu ve tu kaka idi.

Odada yalnız yatmam gerekiyordu. Dış dünya ile temas asgaride tutulmalıydı. Gelen ziyaretçiler önce el ve yüzlerini yıkıyor, sonra ellerini özel dezenfektan ile temizleyip maske takıyorlardı. Bu ürünlerin temininde de Selçuk Ecza Deposu, pardon, diş doktoru dostum Selçuk büyük katkıda bulundu. Bu da yetmedi, evden çıkamadığım için bize gelip mobil diş tedavisi bile yaptı.

Dışarıda gidilecek yerler arasında normalde en sağlıklı ortam diye bildiğimiz bahçe/orman yasaktı. Toz, polen ve böcekler risk unsuruydu çünkü. Steril ortamlar tercih ediliyordu. Öyle ki, kalabalık olmayan saatlerde AVM’ye gitmek ağaçlıklı parka gitmeye göre daha makbuldu.

Evde biri hasta olduğunda karşı komşum Emre’ye geçiyor, böylece viral ve mikrobik hastalıklardan uzak durmaya çalışıyordum.

Odadaki havayı temizlemekle ilgili yürütülen proje ise gerçekten takdire şayandı. ASM’de bir gün Zafer Hoca ilik nakli bölümündeki modern altyapıyı anlatırken klima sistemini örnek vermiş, akabinde Sema ile aralarında şöyle bir dialog yaşanmıştı:

Zafer Hoca: “Tüm nakil odalarımızda HEPA 13 denilen ve havayı her türlü toz, mikrop ve bakteriden %99 oranında temizleyen bir filtre sistemimiz var.”

Sema: “Hocam, bu sistemi evde kursak?”

ZH: “Nasıl yani?”

“Biz son katta oturuyoruz. Yatak odasında tavanı deler, HEPA 13 klima sistemini çatı katı aralığına koyarız.”

ZH: “Siz aklınızı peynir ekmekle mi yediniz? O tür bir kırma işleminden sonra oluşacak yalıtım sorunları ve bakteriler yüzünden yarardan çok zararı olur böyle bir inşaatın.”

“O zaman bu filtrenin mobil bir versiyonu filan yok mudur? Ondan alsak?”

ZH: “Vallahi bunca senedir ilik nakli yapıyorum, 1000’in üzerinde vak’a gördüm, ilk defa eve HEPA 13 filtresi koymak isteyen bir hasta yakını ile karşılaşıyorum… Neyse, hava filtresi dışında hastanemizde kullandığınız su da ultraviyole ışınlarıyla sterilize ediliyor.”

“Bunu evde kurabilir miyiz Hocam?”

ZH: “Neyi?”

“Su temizleme sistemini?”

ZH: “Pes artık. Siz hastaneyi eve taşımayı düşünüyorsunuz anlaşılan. O kadarı olmaz, gerek de yok zaten. Fesuphanallah.”

Bu konuşmayı takip eden bir hafta-10 gün içinde kendilerini haberdar ettiğimiz ÖzAtaköy Grubu projeyi üzerine aldı, Internetten detaylı bir araştırma yaptı, HEPA 13 filtresinin ameliyathane ve evlerde kullanılan mobil bir versiyonunu buldu, bu tür ürünleri ithal eden distribütörle sevgili dostum Nilgün görüştü ve sonunda acil olarak bir tane temin edildi. Ürünü eve bizi bu süreçte hiç yalnız bırakmayan Güçlü getirdi ve kurdu. Birkaç bin euro’luk finansmanı sağ olsun yine sigorta şirketimiz sağladı. Ben nakil sonrası evde ilk geceyi geçirirken, yanıbaşımda tüm evin havasını temizleyecek kadar yüksek kapasiteli HEPA 13 filtreli hava temizleme ünitesi canavar gibi çalışıyordu.

Bu arada Amerikan süvari birlikleri de boş durmuyordu. Yılmaz’ın büyük ağabeyi Sevgili Ümit Ağabey, ABD’den farklı tarihlerde iki kez valizinde Istanbul’a HEPA 13 filtre içeren mobil hava temizleyici getirdi. Bu gidişle tüm Istanbul’un havasını temizleyecek kapasiteye ulaşacaktık. 🙂

Ben gerçekten Allah’ın şanslı bir kuluydum.

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s