Flashback – Geçmişe Pencere

image.jpeg

Doğum bir doğa mucizesi. Bu mucizenin gerçekleşmesi ise büyük emek ve uzmanlık gerektiriyor, stres ve endişe yaratıyor. Bazen de en değerli varlığınızın doğumu insanda ciddi travmalar yaşatabiliyor. Okuyacağınız öykü işte böyle bir örneği, Begüm’ün helecanlı doğumunu anlatıyor.

Lösemi olduğumu öğrenmemden bir buçuk sene öncesi: 19 Aralık 2011, Pazartesi sabahı.

Çoğu kez yaptığımız gibi o sabah da trafiğe yakalanmamak için eşimle evden erken, yedi civarı çıktık. Kış saatinde olmamıza rağmen, en kısa güne yakın olmamız sebebiyle sabah karanlık, kargalar uykudaydı.

Maslak’ta gittiğimiz kahvaltıdan biraz geç çıktık. Sema’nın doktoru Mete Bey kontrol randevusuna gittiğimizde ameliyattaydı. Doktoru beklerken bebeğin kalp atışları ve anne adayının kasılmalarının ölçüldüğü alete Sema yarım saat kadar bağlı kaldı. Nabız yine olması gerekenden düşük, 120’lerde seyrediyordu. Kasılmalar ise, Mete Bey’in her an gelebilir demeye başladığı aralık başından bu yana en düşükler arasında 20’lerde gidiyor, arada nadiren 60-70’leri vuruyordu. Mete Bey odada eşim alete bağlı iken uğradı. Muayeneden çıkarken “başka tahlil filan istemiyorum, bebek her an gelebilir, Cuma görüşelim” dedi; ve ekledi: “Normal doğumda ısrarcı mısınız?”. Sema da “Eğer siz aksini önermiyorsanız, evet” diye cevapladı. Bu Mete Bey’in defalarca başvurduğu, yüz ifadesi yoluyla desteklediği bir ikna denemesiydi. Biz sezeryanı kendi rahatlığı için tercih ettiğini düşünmüş, hatta altıncı ay civarı doktor değiştirsek mi diye kendi aramızda konuşmuştuk. Sonra “dereyi geçerken at değiştirilmez” demiş ve tecrübesine güvendiğimiz doktorda devam kararı almıştık.

Muayene sonrası hastaneden çıktık. Normalde Sema, her zamanki yoğunluğu sebebiyle işe dönecek, ben de Levent’e kendi işime devam edecektim. Ancak, o gün pek keyfi yoktu, muhtemelen muayene onu yormuştu, taksi ile eve dönmek istedi. Eşimi bilmediğim bir şöföre emanet etmek istemedim, ayrıca, her an gelebilecek doğum öncesinde moralini yükseltmek için yanında kalmak bana daha doğru geldi. Eve giderken Sema farklı ağrı ve kasılmalar olduğunu söyledi. Asansörde “suyu geldi”. Alelacele kıyafetlerimizi değiştirdik. Önceki hafta bir akşam yalancı sancı başlayınca apar topar ne zamandır yapmayı düşündüğü doğum bavulunu hazırlamıştı zaten.

Hastane yolunda gereksiz telaşa kapılmamak için dörtlü flaşörleri bazı yerlerde açıp bazen kapıyor, Sema’nın çığlıkları artınca bebek mi geliyor diye sellektör ve korna ile yol açmaya çalışıyordum. Son iki senedir yavaş giden ben yine sol şerit canavarı ve seri şerit değiştiricisi olmuştum bir anda.

2011’in Türkiye’sinde, acil bir durum olduğunu gösteren bir şöföre diğer insanların tepkisi ise şaşırtıcı idi. TEM’e bağlanırken bir adam benimle yarışa girip “makas attı”. Arkada Sema kıvranmasa, adama yetişip, sıkıştırıp, hatırını sormak geldi içimden. Maslak’a geldiğimizde ise, sol şerit meraklısı, yavaş araba kullanan bir kadın şöföre rast geldik. Sayesinde kırmızı ışığa yakalandık. Sellektör ve kornamı kırmızı ışıkta kestim, ancak harekete geçtiğimizde yine sol şeridi aheste aheste kullanıp bana yol vermeyi reddedince dayanamadım. Kornayla yolu açtım. Yanından geçerken kadın hiddetle bana el kol hareketleri yapıyordu. Durumun aciliyetini anlamamıştı, ayrıca, Istanbul’un en büyük özel hastanesine giden yolda son düzlükte olduğumuzdan tamamen bihaberdi.

Orada, kaderin garip bir cilvesi, ileride dörtlü flaşörleri açık sol şeritte giden bir araç gördüm. “Bak” dedim, “Doğuma giden biri daha”. Sonra fark ettim ki, yanındaki araç ta dörtlerini açmış, onun önündeki de, onun önündeki de… Meğer bir cenaze konvoyuna denk gelmişiz, dörtlerini yakanların amaçları farklıymış. Bir insan hayata veda etmişken bir bebek dünyaya gelmeye çalışıyordu.

Yaklaşık 25 dk’da hastaneye ulaşmıştık. Saat 12:30 civarıydı.

Yakın iş arkadaşım Cemil’in çocuk cerrahı ablasının tavsiyesiyle, geç yaşta doğum konusunda uzman bir doktor olan Mete Bey’i seçmiştik. O da normal doğumları sadece Maslak’ta yaptığı için hastane de kendiliğinden belirlenmiş olmuştu. Ancak, sorun şu ki, bu hastanenin müşterileri o denli sezeryancı idi ki, o gün hastanede danışmaya ulaştığımızda görevli hanımlar doğum sancıları çeken bir anne adayını görünce afalladılar. “Randevunuz kaçtaydı?” diye sordular. Biz “Normal doğum” deyince “Normal mi? Burada pek normal doğum görmeye alışık değiliz de. Önce oda almak için aşağı kata gidip giriş yapmanız gerekiyor.”

Sema’nın altına girişte bir koltuk verdiler, Allah’tan o sırada oradan geçmekte olan bir doktor kendisiyle ilgilendi. Ben aşağı yollandım. Doğumun o günlerde olması beklenmesine rağmen bizim hakkımızda hasta kabülde hiç bir bilgi yoktu. Formu doldurdum. Sigorta ve kredi kartı bilgilerini istediler. Amaç belli olmuştu. 🙂

Bize doğum bölümünde verilen oda şans eseri sabah muayene sonrası örnek olarak gösterdikleriyle aynıydı. İki ayrı hemşire gelip form doldururken hep aynı soruları sorup durdular. Altı aydır gelip gittiğimiz hastanenin bilgi mahremiyeti politikası gereği hiç bir hasta bilgisini sistemde paylaşmamasını bir dereceye kadar anlayabiliyorduk ama, hamilelikte kaçıncı hafta, kan grubu, isim-soyad gibi beylik bilgileri dahi ikişer kez talep ettiler. Sema kıvranırken bu bilgileri istemelerine doğal olarak tepki gösterdi : “Ahhhhh…”

Mete Bey sanırım doğumdaydı, bir saat kadar sonra geldi. Bu dönemde, anne adayı kıvranıp durdu yatakta. Rahim açıklığı belli bir noktaya gelinceye dek epidüral verilmedi. Arada sadece bir kere sakinleştirici bir solüsyon eklendi seruma, o kadar. İlk başta bu Sema’yı rahatlattı ve biraz uyuttu.

Bu arada her yarım-bir saatte bir bekleme bölümüne gidip annem ve kuzenimin eşi Sevgili İpek’e bilgi veriyordum.

Akşamüstü 3-4 civarı ağrılar artmaya başladı. Ağrı eşiği düşük olduğu için etki katmerliydi. Yatakta kıvranıyor, bağırıyor, çığlıklar atıyordu. Bu dönemde Meryem isminde, ufak tefek, sevimli, peltek konuşan bir hemşire yardımcı oldu, “Sema Hanım çok iyi gidiyorsunuz, bravo!” gibi yüreklendiren sözler söyledi, ayağa kaldırdı, yürüttü, ıkınmasını sağladı. Arada bir, Meryem veya Mete Bey gelip eldivenle rahim açıklığını kontrol ediyorlardı. Kanama başlamıştı. Ben bazen video ve fotoğraf çekiyor, Sema’yı sakinleştirmeye çalışıyordum. Tek yapabildiğim de buydu zaten.

Akşamüstü beşe doğru bebek kanalda ilerlemeye, ciddi baskı yapmaya başladı. Nasıl merminin hızlanması için yivli tüfek icat edilmiş, mermi düz gitmek yerine helezon şeklindeki kanaldan hızlanarak çıkmaya başlamışsa bebek de rahim kanalından dönerek çıkıyordu. Ancak, gerilim artmış, Sema “Erdem, neden buna müsaade ediyorsun, sana dayanamıyorum diyorum, doktora söyle, sezaryen yapsın, alsınlar artık” diye haykırıyordu. Bebek kanala girdikten sonra artık sezaryen yapılamadığını bilmiyordu garibim. Ben de “Çok iyi gidiyorsun, biraz sabır Şekerim” diyordum alnını okşayarak. 🙂

Seneler sonra bir dost sohbetinde, Edirne’de bir doktorun kanala girmiş bir bebeği sezaryenle doğurttuğunu ve sakat kalmasına sebep olduğunu öğrenmiştim.

Altıya doğru, doktor bizi ameliyathaneye almaya karar verdi. Girişte bir başka doktorla müdahaleli doğumu konuşuyor olmalılardı, suratları ciddiydi. Yaklaşıp “Durum nedir?” diye sordum. Sahte bir gülümsemeyle “Doğumu yaptıracağız” dedi. Ben de “Elbette, ama durum nedir?” dedim. “Bebek biraz büyük” dedi. Meğer o noktada zaten “forseps” için karar vermişler. Yanındaki bir başka kadın doktor “Biz de bu yüzden buradayız, merak etmeyin“ dedi.

Asıl şimdi meraklanmıştım işte. Ters giden bir şeyler vardı.

Sema’ya destek olmak ve doğumu görüntülemek için doğumhaneye ben de girdim. Aydınlık, orta boyutta bir ameliyathane idi içerisi. Doğum için 3-4 hemşire + Mete Bey + doğum uzmanı bir başka doktor hazırdı. Bebek için de iki doktor ve bir hemşire. 9 kişilik bir ekip.

Aletlere bakınca insan ürküyordu doğrusu. Rahime nasıl gireceğini anlayamadığım devasa metal çubuk ile, makas türü, sonradan forseps olduğunu öğrendiğim aletler vardı masanın üzerinde. Ben arada video, doğum başladıktan sonra da fotoğraf çekiyordum.

Sema’nın çığlıkları iyice artıyordu. Bu kadar kudretli bir sesi olduğunu bilmiyordum doğrusu. Debeleniyor, “sezaryen” diye bağırıyor, “canım yanıyor” diye haykırıyordu. Üç hemşire zapt etmeye, ben de yanında destek olmaya çalışıyorduk.

Evvelden gittiğimiz ve son dönemde üç günde bire inen rutin kontrollerde önce yarım saat kadar bir alete bağlıyorlar, bir sensörle kasılmaları (60-70 ciddi kasılma demek), bir sensörle de bebeğin kalp atışlarını (130 normal, 100 altı kötü) ölçüyorlardı. Mete Bey, son dönemde 110-120 aralığındaki nabzı biraz yetersiz bulmuş ve bizi endişeye sevketmiş, ancak kasılma arttığında nabzın düşmemesini bebeğin doğum stresini kaldırabileceğine işaret olarak gördüğünü söylemişti. Doğumhaneye girdiğimizde de, Sema’nın kasılmaları 30-70 arası idi. Bebeğin nabzı ise…

Önce 120-130 aralığındaydı. Ancak, zaman ilerleyip Sema tüm çabasına rağmen ıkınmayı gerçekleştiremeyince kanala girmiş olan bebek sıkıştı. Nabız önce 110, sonra 100 oldu. Gözüm doktora takıldı. Poker suratlı, son derece sakin gözüküyordu. Farklı aletler kullanarak, ki forseps içlerinde en korkuncu idi, deneme yapıyor, ancak başarılı olamıyordu. Fotoğraf çekmekle meşgul olmam beni biraz olsun ortamın stresinden uzaklaştırdı, bir seyirci konumuna geçtim. Ancak, nabız düşmeye devam ediyordu. Kritik eşiğin altına indik. 95, 90, 85… Doktora baktım, hâlâ çok sakin duruyordu, Sema ise mosmor kesilmişti ıkınmaktan. 80, 75, 70, 65, 60… En son 57’yi gördüm.

Begüm’ü kaybediyorduk…

İşte o an, zaman durdu derler ya, öyle oldu. Neden bu duruma gelmiştik? Neden Sema’ya sezaryen için baskı yapmamıştım? 40 yaş üzeri ilk doğum riskli değil miydi? Ayrıca, Sema’nın ağrı eşiğini bilmiyor muydum? Bir ara yere çöktüğümü ve hemşirelerden birinin “Su ister misiniz?” diye sorduğunu hatırlıyorum.

O an “Lütfen Allah’ım” dedim, “onları koru…”

Ne olduysa bir çırpıda oluverdi.

Nabzı en az benim kadar yakından takip eden Mete Bey, Sema’ya “bu sefer iyi ıkın” dedi ve forsepsle girip bebeği başından çekip alıverdi. Doğduktan saniyeler sonra birkaç kare çekebildim. Mete Bey sol bacağından tutmuş, bebek mosmor, arkada Sema yarı-baygın halde.

Endişe ile ağlama sesini bekledim.

Ve…

Ağladı !

Kenardaki birkaç kişilik ekip hemen Begüm’ün burnuna bir boru sokup gerekli ilk müdaheleyi yaptılar. Rahatladım. Yakınına fotoğraf çekmek için gittiğimde siyaha yakın bir kaka yapmış olduğunu gördüm. “Bu normaldir ama doğar doğmaz bu kadar miktarda yapması şaşırtıcı. Eğer içeride yapsaydı zehirlenebilirdi” dediler.

Sonraki yarım saat ise Mete Bey’in Sema’nın dikişlerini yapması ile geçti. Sezaryeni ameliyat diye istememiştik ama, “müdahaleli doğum” da az ameliyat değilmiş. Canı yanan Sema “beni canlı canlı dikiyorsunuz” diyerek tepkisini gösterdi. Yanında onu teskin etmeye çalışırken bir baktım, ellerim aşağıda, kafam ise Sema’nın boyunduruğunda. Sema boynumu sıktıkça sıkıyor. 🙂

Dikişler şaka ile karışık “yarım saat sürer” cevabıyla uyumlu tam o kadar sürdü. Doktor işini bitirip geçmiş olsun dedi. Ancak, herkes çıkmış, içeride sadece bir hemşire kalmışken Sema korkunç bir şekilde titremeye başladı. Hemşire arkası dönükken benim endişeli soruma, “normaldir” demekle yetindi. Oysa kızın gözleri kaymaya başlamış, bacaklar hâlâ açık, masada çıplak yatıyordu. “Eyvah!” dedim, “Şimdi de Sema elden gidiyor” ve yüzüne bir-iki şaplak vurup vücudunu ovaladım.

Şükür kendine geldi.

Doğumhaneden birlikte çıktık. Üzerimden bir tır geçmiş gibiydi. Odaya geldiğimizde Sema’yı annem ve İpek’e emanet ettim. Evden alelacele çıkarken şarj aletini unuttuğum için pili zayıflayan cep telefonumu şarj etmek amacıyla yedek aletin bulunduğu arabaya yollandım. Beni önceden arayıp mesaj bırakanları geri aradım.

Döndükten sonra dostum Yılmaz’a henüz haber vermediğimi fark ettim. Dışarıdaki salona geçtim. Aradığımda telesekreter çıktı. Geçen sene bu zamanlar dokuz aylık bebeklerini tam doğum öncesi kaybeden Yılmaz’a mesaj bırakırken boğazım düğümlendi. Ağzımdan hırıltı şeklinde sadece “Merak etme, iyiler” kelimeleri döküldü. Gözyaşlarına boğuldum.

Sabır, metanet, soğukkanlılık da bir yere kadardı.

Advertisements

2 thoughts on “Flashback – Geçmişe Pencere

  1. Erdem ya ne kötü bir doğum deneyimi bu hem hastane hem doktor çok başarısız anladığım ! Ben de çok benzer epeyce zor bir doğum yaşadım 38 yaşında romdurlar normal isterken benzer aşamalardan geçip acil narkozlu sezeryan şeklinde ve Amerika’da, ama bu sizinkisi tam acemilik, sanki bebeğin büyük olduğunu önceden göremiyorlar ! Yuh diyorum verilmiş sadakanız varmış ! Sevgiler

    Liked by 1 person

    1. Teşekkür ederim Canan. Aslında ilk baştaki falsolar dışında hastane iyiydi. Hatayı biz normal doğumda ısrar ederek yaptık. İleri yaşta doğum riskli nihayetinde, kaslar da güçlü değil. Kabak Begüm’ün başına patlıyordu az kalsın. Allah’tan çok iyi bir doktor ve tam donanımlı iyi bir hastane seçmişiz. Selamlar.

      Like

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s