Sinüs Eğrisi

image

Tedavi süreci boyunca dört ana ilkeyi benimsedim ve uygulamaya çalıştım. Bunların çoğu benzer sorunlar yaşamış insanların tecrübelerinden çıkardığım derslerdi.

Sinüs Eğrisi
Tedavi süreci inişli çıkışlı olacaktı. Bunu “sinüs eğrisi” olarak adlandırdım. Gerçekten de, bir gün gelen haberle dibe vuran moralimiz, ertesi gün gelen başka bir haberle tavan yapabiliyordu. Mesela, ilik arama sürecinde en değerli donör adayı olan ağabeyimin kan testinden olumlu sonuç alamayınca çökmüş, sonra ilik bankasından gelen olumlu haberle havalara uçmuştuk. Bu ilke o denli şaşmaz bir şekilde işledi ki, tedavinin psikolojik hazırlığında temel taşlardan biri oldu.

Anı yaşamak
Canciğer dostum Yılmaz birkaç sene kadar önce doğumuna sadece birkaç gün kala bebeğini kaybetmişti. Bu trajik olay sonrası eşiyle yaşadıkları ciddi travmayı baş başa verdiğimiz bir kafede detaylarıyla anlattı. Sadece benim için değil, ailenin tüm bireyleri için psikolojik desteğin şart olduğunu belirtti.

Kendi sağlık deneyiminden yola çıkarak verdiği ana tavsiye ise şuydu: Tedavi süreci birçok aşamadan oluşuyordu ama, bir sonrakine geçmenin altın anahtarı öncelikle mevcut merhaleyi halletmekti. Bu sebeple, her an mevcut aşamaya odaklanmaya çalıştım, iki üç sonrakine değil. Böylece enerji ve konsantrasyonumu ilk engelin, ilk hedefin aşılmasına seferber ettim. Mesela, kemoterapiye odaklanırken ilik sonrası olası sorunları düşünmeyi ileri bir tarihe havale etmek gibi. Bu ilkenin çok faydasını gördüm.

Paylaşmak
Durumumu yakın çevremden gizlemek yerine bu hastalığı mümkün mertebe sevdiklerimle paylaşmak, iç dünyamı aile ve dostlarıma açmak ve yükümü azaltmayı ilke edindim. Karakter olarak zaten içine kapanık, özel hayatından söz etmekten hazzetmeyen, sıkıntılarını paylaşmak yerine içine atan bir insandım. Lösemi bu alışkanlıklarımı 180 derece değiştirdi. Geçmişte en mahrem addettiğim konuları bile başkalarına artık o kadar rahat anlatıyorum ki kendime şaşırıyorum.

Ancak, bu başta hiç de kolay olmadı. Hayatı boyunca “diğer tarafta” yer almış, hiç ciddi şekilde hastalanmamış, bu anlamda ilgi odağı olmamış biri için çok zor bir duygusal geçişti. Durumum şuna benziyordu: Bir radar ya da çanak anten düşünün, uzun seneler boyunca sürekli ortasındaki vericiden dış dünyaya ilgi ve sevgisini yolluyor, bunlar çanakla çevreye yayılıyor. Derken bir gün geliyor, mekanizma artık tersine işlemeye başlıyor. Yani tüm dış dünyanın ilgi, sevgi ve desteği çanak aracılığıyla ortadaki alıcıda yoğunlaşıyor. İşte bu değişimi, muhtaç durumda olmayı duygusal olarak kaldıramadım. İki ay boyunca her yalnız kaldığımda göz yaşlarına boğuldum, bir türlü toparlayamadım. Ama sonunda bu ruh halinin üstesinden gelebildim ve aile ile yakın arkadaş çevremden inanılmaz bir destek ve sevgi seli gördüm. Beni ayakta tutanlar, sağ olsunlar, onlar oldu.

En başında farklı arkadaş gruplarımı detaylı bir e-posta ile bilgilendirdim, hatta birkaçı için cep telefonumda WhatsApp grupları oluşturarak sürekli iletişimde kaldım. Bu gruplardan özellikle iki tanesi bana o denli hayata tutunma gücü verdiler ki, onlara borcumu hiç bir zaman ödeyemem.

İşyerimde genel müdürümüz Salih Bey’in de katıldığı tüm şirketi temsil eden geniş bir toplantı organize ettim. Arkadaşlarım işten ayrılacağımı açıklamamı beklerken verdiğim hastalık haberimle sarsıldılar. Hatta bazıları gözyaşlarına boğuldu. Doğrusu mesaj atmaktan çok daha zor bir tecrübe olmuş, bir kısmı ile 15 senedir birlikte olduğum iş arkadaşlarım karşısında sık sık boğazım düğümlenmişti. “Sen güçlüsün, atlatırsın, altı aya işe dönersin” şeklindeki beni rahatlatmaya yönelik yorumları “bir seneden önce zor” şeklinde kendimce düzeltmiştim. Şu anda geriye baktığımda fazlasıyla iyimser olduğumu görüyorum.

Velhasıl, aşamaları, sorunları, korkularımı içime atmak yerine sevdiklerimle paylaşmaya çalıştım. Balon yavaş yavaş şişip patlama noktasına geleceğine sürekli havasını boşalttım bir bakıma. Bu kuşkusuz kişisel bir tercihti; bazı insanlar da tam tersi bir yol izleyip hastalıklarını sadece birkaç kişi dışında kimsenin bilmesini istemiyorlar. Naçizane, paylaşmak benim örneğimde çok faydalı oldu ve hatta çoğu kez itici bir güç oluşturdu.

Mizah
Hayatı ve tedavi sürecini mümkün mertebe ti’ye almak zor olmadı çünkü çevremdekilere takılmak, yaşama sevincimi mizah ile dışarı vurmak geçmişten gelen bir alışkanlığımdı. Doktorlar, hemşireler, ailem, dostlarım tedavi boyunca bundan hep nasiplerini aldılar.

Gecenin üçünde nabız ölçmeye gelen hemşire ile şakalaşmak ilk başta kulağa garip gelse de, gülmek, etrafa, dolayısıyla kendime, pozitif enerji yayan en önemli araçlardan biri oldu benim için.

Yeri gelmişken, hemşirelerim bana daima büyük bir titizlikle baktılar, itici motorun gizli kahramanları idi onlar. Ne kadar şükranlarımı ifade etsem azdır.

Hastanede tedavimle ilgili bir kısım unsura kendimce eğlenceli lakaplar takmıştım. Bir sabah vizitesinde, doktorum Burhan Hoca, yardımcısı Serdar Bey, birkaç hemşire ve staj yapan bir öğrenci ile muayene yaparken aramızda şöyle bir diyalog geçmişti:

Burhan Hoca: “Değerleriniz yükselmiş, tedaviye devam edebiliriz sanırım.”
Ben: “Kemal Abi özletmişti kendini.”
BH: “?”
Serdar Bey: “Hocam, Erdem Bey şakacı bir hastamız, Kemal Abi derken ‘kemoterapi’yi kastediyor.”
BH: “Ha öyle mi?”
Ben: “Peki trombonlar yeterli mi Hocam?”
BH: “??”
Serdar Bey: “Erdem Bey ‘trombosit’leri kastediyor hocam.”
BH: “Ha ha. Evet, yeterli”
Ben: “Peki limonata içebilecek miyim?”
BH: “???”
Serdar Bey: “Yok hocam, konu limonata içmek değil, Erdem Bey vitamin serumunun rengini limonataya benzetiyor da…”
BH: “Bugün kendinizi iyi hissediyorsunuz anlaşılan. İstediğiniz kadar limonata içebilirsiniz…”

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s