Eğer Ölmeye Kalkarsan Seni Önce Ben Öldürürüm

IMG_0323.UV..jpg

Eve giderken içimden “demek buraya kadarmış” dedim ve yapmam gerekenleri düşündüm.

Günlerden 28 Haziran 2013, Cuma idi. İlginç bir tesadüf, babamın öldüğü gün lösemi olduğumu öğrenmiştim. Akşam annemin evinde vefat yıldönümü duası vardı. Halam ve kuzenimin ailesi her zamanki gibi oradaydılar. Dua sonrası yemekte hastalığımdan kimseye söz edemedim, keyifleri kaçırmamak için. Belli etmemeye çalıştım ama durgunluğum yüzünden eşim Sema ile sorun yaşadığımızı sanmışlar. Oysa yavrucağın henüz haberi bile yoktu.

Ertesi sabah tekrar Acıbadem’e gidip önerilen hematolog yani kan hastalıkları uzmanı Serap Hanım ile görüştüm. Mikroskop altında kan örneğine “şöyle bir” bakmıştı. Görece munis sayılan KML / Kronik Myeloid Lösemi ön teşhisi koydu. Mucize ilaçla (aktif maddesi imatinib olan Glivec) 10-12 sene ufukta gözüküyordu, hayatımda hiçbir değişikliğe mahal vermeden. Erken yaşta, 65’inde kalpten vefat eden babam kadar bile yaşamayacaktım ama, en azından kızımın ilk mezuniyetini belki görebilecektim.

Eve dönüşte konuyu ilk olarak eşim Sema’ya açtım. “Check-up’ta kötü bir şey çıktı” dedim. “Ne çıktı?” gibisinden kaşlarını çatarak sorguladı. “Lösemi” dedim. Büyük güzel yeşil gözleri doldu, fısıldar gibi “Ne?” diyebildi. “Doktorların çözüldü olarak gördükleri bir tür. Günde bir ilaç alacağım, 10-12 sene götürecek bu ilaç” diye açıkladım, konuyu mümkün mertebe hafifletmeye çalışarak. Oysa söylediklerimi duymuyor gibiydi, kabullenmek istemiyordu. Bunun mümkün olmadığını düşünüyordu.

İnsanın hayat yoldaşına, çocuğunun annesine onunla yaşlanamayacak olma ihtimalinden söz etmesi kadar acı veren çok az konuşma olmalı. Allah daha beterini vermesin.

Sema ile daha sabah konuşmuştuk, konu çok tazeydi, sonra haberi en yakın dostlarımızla paylaşma kararı aldık. İlk tecrübemizi de Yeşilköy’de denize nazır bir çay bahçesinde yaşadık. Yüzümüzden düşen bin parça olduğu için bir şey olduğundan şüphelenmişlerdi zaten.

Gayet direkt bir şekilde “Çocuklar size bir şey söylemem gerekiyor” dedim, “Dün check-up sırasında bir hastalık tespit edildi”. “Hayırdır?” dedi 25 yıllık dostum Selçuk. “Lösemi olmuşum. KML denilen bir tür. Sadece bir ilaç alarak normal hayatıma 10-12 sene kadar devam edebileceğim. Ama korkarım sizlerle birlikte yaşlanamayacağım” dedim sesim titreyerek. Selçuk’un eşi ve ondan dahi eski dostum Nilgün, her zamanki duyarlılığıyla “Sen ciddi misin? Yoksa bu bir şaka mı?” dedi. “Maalesef ciddi. Kesin tanı için genetik testini bekliyoruz, ama mevcut durum bu.” dedim. Hepsi şoke olmuştu. Selçuk’un gözleri doldu. Nilgün iki eliyle yüzünü kapamış, sessizce ağlamaya başlamıştı. En ilginç tepkiyi ise, hemen yanımda oturan Gülten vermişti. Gözlerim ona doğru kaydığında kurşun gibi ağır havayı kızgın bir sesle yırtarcasına “Beklediğin şeyi yapmayacağım” dedi. 30 yıllık biricik dostumun Karadenizli damarı tutmuş, ağlamayı reddediyor, ölme ihtimalimi kabullenmiyor, kabullenmek istemiyordu. Gözleri çakmak çakmak, “Bunun hesabını vereceksin!” dedi.

Sonra işaret parmağını sallayarak devam etti:

“Eğer ölmeye kalkarsan seni önce ben öldürürüm!”

Bu durumda bile zılgıt yemeyi becermiştim. 😉

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s